WORLD WOMEN STUDIES CONFERENCE-IX Baku, Azerbaijan, Baku, Azerbaycan, 6 - 08 Mart 2026, ss.670-677, (Tam Metin Bildiri)
Bu çalışma, Selçuklu hanedanında cariyelerin konumunu ve Ümmü’l-veled Hatunların statüsünü, saray içi hiyerarşi, evlilik pratikleri ve diplomatik ilişkiler bağlamında ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Selçuklu sarayında cariyelik kurumu çoğu zaman yalnızca Ümmü’l-veled statüsüyle sınırlandırılarak değerlendirilmiş; cariyelerin saray içindeki diğer işlevleri, hanedan evlilikleri ve diplomatik ilişkiler bağlamındaki rolleri ise çoğunlukla göz ardı edilmiştir. Bu makalede, cariyelerin yalnızca sultanlardan çocuk sahibi olmaları üzerinden değil, aynı zamanda Hanım Sultanların çeyizleriyle saraya girmeleri (çeyiz halayığı), saray hizmet yapısındaki yerleri ve siyasi ittifaklar çerçevesinde hediye unsuru olarak kullanımları da dikkate alınarak incelenmesi hedeflenmektedir. Bunun yanı sıra Selçuklu Sultanlarının hediyeleşme pratiğinde cariyeler önemli bir yer tutmuştur. Sultan Rükneddin Süleyman Şah’ın bir şaire verdiği hediyeler arasında on cariye ile on güzel yüzlü kölenin ayrıca zikredilmesi, cariyeler ile erkek kölelerin bilinçli bir biçimde ayrıldığını göstermektedir. Benzer şekilde Sultan Alâeddin Keykubat’ın Celaleddin Harzemşah’ın elçisine gönderdiği hediyeler arasında farklı etnik kökenlerden cariyeler, köleler ve gulamların bulunması, cariyeliğin diplomatik ilişkilerde de işlevsel bir unsur olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmada, Selçuklu hanedan üyelerinin cariyelerle gerçekleştirdikleri evlilikler de ele alınmaktadır. Selçuklu tarihinde cariyelerle yapılan ilk evlilik Sultan Melikşah ile Tâceddîn Seferiyye Hatun arasında gerçekleşmiş; Seferiyye Hatun’un Muhammed Tapar’ı dünyaya getirmesiyle Ümmü’l-veled statüsü kazanarak cariyelikten kurtulduğu görülmüştür. Benzer şekilde Muhammed Tapar’ın cariyesi Sercihan Hatun, Mesud adlı şehzadeyi doğurduktan sonra Ümmü’l-veled olmuş ve Sultanın eşi statüsüne yükselmiştir. Bunun yanı sıra hanedan üyelerinin evlilik dışı ilişkilerinden doğan çocuklar ve azatlı cariyeler de Selçuklu hanedan yapısının önemli unsurları arasında yer almıştır. Sanavber Hatun’un II. Kılıç Arslan’ın azatlı cariyesi olması bu duruma örnek teşkil etmektedir. Bu çerçevede, kaynaklarda sıklıkla görünmez kılınan cariyelerin, Selçuklu hanedan yapısı ve saray içi iktidar ilişkilerindeki rolleri yeniden yorumlanmaktadır. Çalışma, Selçuklu tarih yazımında cariyelik kurumuna ilişkin dar ve indirgemeci yaklaşımları aşmayı ve Ümmü’lveled Hatunların statüsünü daha bütüncül bir bağlama oturtmayı amaçlamaktadır.